Doğanın İşaret Dili: İmzalar Doktrini

Bu yazımız Buğday Derneği web sitesi ile NATURELIFE Dergisi 14. sayısında yayımlanmıştır. İzin alınarak ve kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Evrende
her şeyin bir dili var. Duyularımızla algılayamadığımız her şeyi bizim
dışımızda sanıyor; çeşitli isimlerle yaftalayarak, kendimize göre
“alçaltıyoruz”. Hâlbuki tabiatta her şey duyup istifade etsin diye,
âdemoğluna bir şeyler söylüyor; bazen koku, bazen türlü türlü renkleri
ve şekilleri ile sesini duyurmaya çalışıyor.
Bir bitkinin nasıl
şifa verdiğini anlamak tarih boyunca merak konusu olmuş. En yaygın
kanaat “Deneme yanılmayla bitki bilgisi elde edilmiş ve nesilden nesile
üzerine ilave edilerek günümüze kadar gelmiştir.” şeklindedir. Kadim
topluluklar çevreleriyle bütünlük ve etkileşim halinde bir yaşam
sürdüklerinden duru bir bakışa sahiplerdi. Baktıklarını “görüp”,
seslerini “duyar” ve yaşamlarını böylece sürdürürlerdi. Çevrelerindeki
her şeye bir başka şeyin işareti, bağdaştırıcısı gözüyle bakarlardı. O
sebeple de bitkilerle, hayvanlarla, toprakla, havayla, suyla, rüzgârla
konuşabilirlerdi. Buradaki konuşabilmeyi, zahiri anlamından ziyade
“görünenin ifade ettiği gerçeği anlama, kavrama istidadı” şeklinde
düşünüyorum.
Bitkiler, bünyelerinde bulunan etken maddeler yardımıyla
bizleri hastalıklardan korurlar veya hastalıklarımızı iyileştirirler.
Etken maddelerse bitkilerdeki ikincil (sekonder) maddelerdir. Yani ilk
etapta oluşan maddeler değildirler. Daha ziyade bitkinin yaşamını idame
ettirmesi için üretmiş olduğu maddelerdir. Etken maddelerle
bitkiler, başka bitkilerle yarışırlar, stresle mücadele ederler,
soğuktan korunurlar, rüzgârlara karşı koyarlar, sıcaklarla mücadele
ederler, çoğalabilmeleri için tozlaşmayı sağlayacak böcekleri çekerler,
diğer bitkilerle besin mücadelesi yaparlar vb.. Kısacası hayatta kalma
mücadelesinde temel yapı taşı olan bu maddeler, bir şekilde bitkilerin
can damarıdırlar. Bu maddeleri, genellikle doğal olarak yaşadıkları
ekolojik şartlarda üretirler.
Bazen
kendimize göre bitkinin yetişebilmesi için bütün şartları sağladığımızı
düşünürüz: İyi toprak, iyi sulama, iyi besleme, zararlıları ile
mücadele yaptığımızı düşünür, bitki için elimizden gelen her iyiliği
yaptığımıza kanaat getiririz. Tam da burada başlıyor yanılmamız.
Bitkinin
etken maddeleri belirli şartlar altında oluşturduğunu
düşünemediğimizden, bilmeden etken madde oluşması için gereken şartları
ortadan kaldırırmış oluyoruz. Bize göre yüksek oranda etken
madde verimi olması gerekirken doğal ortamındaki bitkide daha yüksek
etken madde bulunmasına anlam veremeyiz. Halbuki her istediği önüne
getirilen bitki bu maddeleri üretme gereği duymayacaktır. Bu
sonucu, bazen etken maddelerin yetersizliğiyle, bazense bitkinin yavaş
gelişmesiyle görüyoruz. Bu çok basit bir şekilde doğanın özü, doğanın
dilidir. O halde kendi sağlıkları için ürettikleri bu maddelerin
insanların sağlığına da yararı olması anlaşılmayacak bir durum olamaz.
Doğanın dili, özü bu. Öz yakalandığında perde kalkıverir, görünmeyenler,
algılanamayanlar bir anda kavranıverir.
Bitkilerin şifası ile ilgili halen günümüzde de kabul gören “The Doctrine of Signatures – İşaretler veya imzalar doktrini” teorisi de doğayı okumak üzerine kurulu bir yaklaşım biçimi. Paracelsus
ve Galen bu görüşün öncüleri. Temelinde hastalığa, organa benzeyen
bitkinin benzediği organa iyileştirme etkisi olacağıdır. Bu görüşe göre
bitkilerin dışının içini yansıttığını düşünülür. Nicolas Culpeper
(1616-1654) astrolojik özellikleri de ekleyerek bu görüşe boyut
kazandırmış. Homeopati, Bach Çiçekleri, Robert Thomas Cooper metodu gibi tedavi şekillerinin temelinde de bu görüşün izleri görülmekte.

Kanıta
dayalı maddesel düşünme biçiminin ağırlık kazanmaya başlamasıyla bu
doktrin unutulmaya yüz tutmuş, 19. yüzyıldan itibaren Geothe eserlerinde
yer vererek yeniden hayat bulmasını sağlamıştır.
İmzalar
doktrini, bitkilerin rengi, şekli, dokusu, kokusu ve yaşadığı alanın
özelliklerine göre hastalıklar arasında bir bağlantı kurar. Bitkinin
rengi insandaki bir organın ve salgının rengine, bitkinin şekli
insandaki bir organın şekline, bitkinin yaşama alanındaki genel
özelliklerle hastalıklar benzetilir. Kalbe benzeyen bitki kalp
hastalıklarında, yılana benzeyen yılan zehirlenmelerinde kullanılabilir
denmiştir. Örneğin Tussilago farfara (öksürükotu), tahriş edici kuru
öksürük ve boğmaca öksürüğü, akut ve kronik bronşit, amfizem, astım gibi
solunum yolları rahatsızlıklarında günümüzde de kullanılan bir bitki.
Yaprakları ve sapları üzeri mukus tabakasını andıran tüylerle kaplı ve
nemli yerlerde yetişir. Bu özelliklerden hareketle bitkinin yukarıdaki
hastalıklarda kullanılabileceği düşünülmüş.
RENKLERE GÖRE İPUÇLARI
Sarı
renkliler safrayla bağdaştırılır. Karaciğer ve safra kesesiyle ilgili
hastalıklarda kullanılır. Geleneksel Çin tıbbında da sarı renk mide ve
dalakla, bir başka deyişle sindirim, beslenmeyle ilişkilendirilir.
Kırlangıçotu (Chelidonium majus) dalları kırıldığında
turuncumsu sarı bir sıvı salgılar. Kırlangıçotu günümüzde de safra
söktürücü özellikleriyle kullanılan önemli bir bitkidir. Yine sarı
çiçekli karahindiba (Taraxacum officinale) bitkisi de karaciğer ve safra rahatsızlıklarında kullanılmaktadır.
Kırmızı renkliler genellikle ateşi düşürmekte kullanılır. Kanı temizleme, detoks etkisi yaratmak için de kullanılır. Sumak (Rhus coriaria), gül (Rosa sp.), kırmızı pancar (Beta vulgaris) buna örnek verilebilir.
Yeşil renkliler, dolaşım
sistemi için kullanılır. Yeşil renkli sebzeleri hiç tüketmediğimizi bir
düşünün. Bir çok gıdayla alacağımız besin elementlerinden mahrum
kalırdık.
Mavi renkliler, sinir sistemi ve görme duyusu üzerine etkilidir. Mavi rengi veren antosiyaninin bulunduğu bitkiler de genellikle görme duyusu üzerine etki eder. Yabanmersini (Vaccinium myrtillus) peygamber çiçeği (Centaurea cyanus)
mavi renklilere güzel birer örnektir. Her iki bitki türü de göz
rahatsızlıklarında kullanılmakta ve bu amaçla geliştirilen ürünler
bulunmaktadır.
Mor renkliler, sakinlik ve huzur vericidir. Buna lavanta çiçeği (Lavandula sp.) en güzel örnektir.
YETİŞME ALANININ ÖZELLİKLERİNE GÖRE
Bitkilerin yetiştikleri bölge ile insan karakterleri ve hastalıkları birbirine benzetilir. Örneğin dağ lalesi (Pulsatilla - Anemone pulsatilla)
çok soğuk şartlarda yetişebilir. Yetişme alanına baktığımızda
genellikle bir şeye yaslandığı görülür. Bu özellik güçlü kişiliği
altında birine tutunma ihtiyacı da hisseden insanlarla özdeşleştirilir.
YETİŞME KOŞULLARINA GÖRE
Bitkilerin yetiştikleri bölge ile insan karakterleri ve hastalıkları birbirine benzetilir. Örneğin dağ lalesi (Pulsatilla - Anemone pulsatilla)
çok soğuk şartlarda yetişebilir. Yetişme alanına baktığımızda
genellikle bir şeye yaslandığı görülür. Bu özellik güçlü kişiliği
altında birine tutunma ihtiyacı da hisseden insanlarla özdeşleştirilir.
Bitkilere göre benzerlikleri şöyle özetleyebiliriz:
Ceviz (Juglans regia): Bu konuda hepimizin aklına
ilk gelen bitkidir. Ceviz ve beyin arasında bir benzerlik olduğu hemen
fark edilebilir. Cevizin en dış yeşil kabuğu kafa derisine, altındaki
sert kabuk kafatasına, içteki zar beyin zarına ve zar altındaki kısım da
beyne benzetilir. Araştırmalar da ceviz ve beyin arasındaki bu
benzerliği destekler niteliktedir. Gümüş iyonunu içeren tek meyve ceviz
meyvesidir. İnsan vücudunda gümüş iyonuna ihtiyaç duyan tek organ
beyindir. Ayrıca beynin ihtiyaç duyduğu Omega 3, Omega 6, A, B ve E
vitaminlerini de içerir.
Ökseotu (Viscum album): Birçoğumuzun
adını bilmediği ama farkında olduğu parazit bir bitkidir. Armut, çam,
söğüt ve ahlat ağaçlarında Anadolu’da bolca görülür. Yolculuklar
esnasında yol kenarlarında hayret ve merakla bakılan bir bitkidir.
Meyvesiz sap ve yaprakları tedavide kullanılır. Bitki tohumlarını yiyen
kuşların dışkılaması yoluyla çoğalır. Genellikle ağaç üzerindeki zayıf
dallarda, ur benzeri dokular üzerinde yeşerip büyüdüğü görülür. Bitkinin
bu özelliği ile kanser arasında bir bağlantı kurulmuş. Kanser tümörleri
ile ağaç dokusundaki tümörler ve ağacın sayıf dalları ile zayıf düşen
insan arasında bir benzetme yapılmış. Günümüzde kanser tedavisinde
kullanılan bu bitkiden elde edilen bir ilaç bulunmaktadır.
Bu bitkiyle ilgili Anadolunun Bitki Bilgeliğine dair ökseotu ile alakalı küçük bir anektodumu paylaşmak istiyorum.
Hekim Sinan Tıbbi Bitkiler Araştırma Merkezinde "Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Yetiştiriciliği" kursu düzenliyoruz. Kursumuz bölge halkına yönel
ik oluyor. İŞKUR destekli olduğundan köyü ile bağını koparmayan insanların yoğunlukla katıldığı bir kurs oluyor.
Kurs kapsamında etnobotanik bilginin ne denli değerli olduğunu derlemelerimden örneklerle açıklıyorum. Bu sırada kursiyerlerin de ilaveleri de oluyor, uzun süredir kullanmadıkları kadim bilgilerinin kıymetini fark ediyorlar.
Konumuz ökseotu idi, ökseotu ve işaretlerini konuşuyorduk. Alaşehir'in bir köyünden yıllar önce Kütahya'ya gelin gelerek yerleşen bir kursiyerimiz söz aldı.
"Bizim yöremizde bu bitki "dertli ve kanserli ağaçlarda" büyür ve bitkiye de "ağacın derdi" deriz." deyiverdi. Bu cümlesini öylesine sarf etmişti. Bu bilgi benim için çok önemliydi.
Anadolu insanının kadim bir bilgi birikimine sahip olduklarını ve bunu doğayı görüp duyarak sahip olduklarına bir kez daha böylelikle şahit oldum.
Kurs kapsamında etnobotanik bilginin ne denli değerli olduğunu derlemelerimden örneklerle açıklıyorum. Bu sırada kursiyerlerin de ilaveleri de oluyor, uzun süredir kullanmadıkları kadim bilgilerinin kıymetini fark ediyorlar.
Konumuz ökseotu idi, ökseotu ve işaretlerini konuşuyorduk. Alaşehir'in bir köyünden yıllar önce Kütahya'ya gelin gelerek yerleşen bir kursiyerimiz söz aldı.
"Bizim yöremizde bu bitki "dertli ve kanserli ağaçlarda" büyür ve bitkiye de "ağacın derdi" deriz." deyiverdi. Bu cümlesini öylesine sarf etmişti. Bu bilgi benim için çok önemliydi.
Anadolu insanının kadim bir bilgi birikimine sahip olduklarını ve bunu doğayı görüp duyarak sahip olduklarına bir kez daha böylelikle şahit oldum.
Yani bitki Anadolu'da da bu şekilde tanımlanıyor.
Alıç(Crataegus monagyna): Anadolu’da
yaygın olarak yetişen tıbbi bitkilerdendir. Çiçek ve meyveleri tedavide
kullanılır. Beyaz çiçekler açan çalı formunda kırmızı meyveli bir
bitkidir. Bitkinin meyveleri ile kalp arasında benzerlik kurulmuş.
Yapılan bilimsel çalışmalar da alıç çiçek ve meyvelerinin kalp
güçlendirici, koruyucu olarak kullanımını desteklemektedir.
Mürver (Sambucus nigra): Ülkemizde yeterince kıymeti
bilinmeyen bir bitkidir. Çiçekleri ve meyveleri tedavide kullanılır.
Mürver sap ve genç dallarının içinin boş olması ile kan akışını sağlayan
damarlara benzetilmiş. Mürver kan dolaşımını düzenleyici etkisiyle
günümüzde de kullanılmaktadır.
Civanperçemi (Achillea sp.): Ülkemizde yaygın
kullanımı olan bir bitkidir. Birçok bölgede hayvan hastalıklarını
(yaralar vb.) tedavi etmek için de kullanılmaktadır. Yaprakları ve
çiçekli gövdesi tedavide kullanılır. Her türlü hava şartlarında
yetişebildiği görülür.
Yabanmersini (Vaccinium myrtillus): Ülkemizde
Karadeniz bölgesinde yetişir. Likapa adıyla bilinir. Yaprak ve
meyveleri tedavide kullanılır. Yabanmersini meyveleri ile göz arasında
bir benzerlik kurulmuş. Dolayısı ile göz hastalıklarında kullanmışlar.
Günümüzde de yabanmersininin göz hastalıklarına (göz tansiyonu, görüş
kaybı, göz yorgunluğu vb.) karşı etkinliği çalışmalarla desteklenmiştir.
Bu örneklere ek olarak arslankuyruğunun (Leonurus cardiaca) gövdesinin boş olması ile damarlar, barbunya ile böbrek, tatlı patates (Ipomoea batatas) ile pankreas, tıbbi papatya (Matricaria recutita) ile rahim, zencefil (Zingiber officinale) ile mide, İbn-i Sina otu (Eupatorium perforliatum)
ile kemikler, avakado ile rahim, havuç kesiti ile iris arasındaki
benzerlikler ve bu organların hastalıklarında kullanımları verebiliriz.
Bu vesile ile Lokmanın
bitkilerle, Hz. Süleyman’ın kuşlarla konuşmasını bu nazariyeden
hareketle bir kere daha irdeleyebilir, doğanın söylediklerini anlamaya
çalışabiliriz.

Zencefil ve Mide Benzerliği

Havuç ve Göz Benzerliği

Avakado ve Rahim Benzerliği

Tatlı Patates ve Pankreas Benzerliği
Nazım Tanrıkulu - Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Teknikeri
Kütahya Belediyesi Hekim Sinan Tıbbi Bitkiler Araştırma Merkezi
Kaynaklar:
Elaine Wilkes. Doğanın Gizli Mesajları. Kuraldışı Yayınları: İstanbul, 2010
Nazım Tanrıkulu. Tıbbi Bitkileri Doğru Kullanma Rehberi. Hayykitap Yayınları: İstanbul, 2010
Thomas Sandoz. Alternatif Tıp Tarihi. Dost Kitabevi Yayınları: İstanbul, 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder